Ne İter Beni Türklüğe
İlkokul yaşlarımda, 19 Mayıs günü Samsun’a çıkmış Mustafa Kemal Atatürk’ün
hikâyesini defalarca dinledim. Yan yana dizilmiş harfler artık bana anlamlı gelmeye
başlayınca da ders kitaplarından o günü anlatan paragrafları bu sefer tekrar tekrar kendim
okudum. Bu sonu karanlık görünen kurtuluş öyküsünün ilk basamağının, 19 Mayıs
öykülerinin farklı detayları her seferinde beynimin ve ezberimin derinliklerine daha sağlam
saplanıyordu. Mesela yalnızca sıradan bir vapurla açılmamışlardı denize. ‘Bandırma’
vapuruydu o. Denize açıldıklarında isimsiz düşmanlara karşı ilerlemiyorlardı yalnızca. İtilaf
devletleriydi düşmanın adı. İngiltere’ydi, Rusya’ydı, Fransa’ydı düşmanın ev adresi.
Yıllar geçti. Ben büyüdüm. Her yıl kutlanan bayramlar, her bayramda okunan İstiklal
Marşı’na edilen eşlikler, ülke topraklarımızın geçmişi sayılan bu günlerin daha aydınlık bir
halde, daha güçlü ifadelerle ruhuma girmesine yardımcı oluyordu. Yalnız ruhumun değil;
bilinçaltımın, zihnimin ve kalbimin derin yerlerine bir daha oradan çıkamayacak kadar sert bir
şekilde itiliyordu zaferin verdiği gurur hissi. Aldığım yaşlarla birlikte 19 Mayısla ilgili
hissettiklerim de değişti. Ben de o küçüklük heyecanımla, artan bilgilerimin duygularımı
sağlamlaştıran asıl temel olduğunu sandım. 19 Mayıs ve daha nice bayramlar gelince
yükselen coşkumun kökenini basit sebeplere dayandırdım. Ezber ve sığ düşünce gibi.
Oysa kimse söylememişti bana, yıllar geçtikçe marşımız okunurken atan kalbimin
zamanla daha da hızlanacağını. Fakat o ders kitabında yazan cümlelerle değil, bir ülke için
mücadele etmek ve bir vatan adına benliğini feda etmenin ne zor bir vazife olduğunu
anlamamla birlikte. Kimse demedi bana büyüdükçe bayramların gelişinin beni daha çok
duygulandıracağını. Nereden bilebilirdim ki ben bir bayramın ne anlama geldiğini bana
ezberletilen sözlerle değil, bir vatan onurunu omuzlardan düşürmemenin ne denli dayanıklılık
gerektiren azimle öğreneceğimi.
Ben bir gün ‘Bandırma’ vapurunun adını anımsayamayabilirim. Fakat bir Türk çocuğu
kalacağım, 19 Mayısla başlayan zafer hikâyesinin olmadığı bir dünyada bana da özgürlüğün
yasak olduğunu bildiğim sürece. Eğer olur da bir gün beceremezsem afili sözcüklerle
duygularımı ifade etmeyi, ben yeter ki unutmayayım o denize açılmanın arkasında nasıl bir
fedakârlık destanı yazıldığını. İşte o zaman hiç birimiz korkmayacağız, 19 Mayıs ve nicesinde ya tek bir bayrak bile sallayamazsak diye. İşte o zaman hepimiz çıkıp bağıracağız, 19 Mayıs bizim kurtuluşa açılan kapımızdır diye!
Elif Tuana Gökmen
