(Turkish) Son Şarkı
Updated: Jan 9, 2021
Arızalı bir gramofon çalıyor, eski püskü biraz, hatta bayağı. Eski direncini, çıkardığı kusursuz sesleri yitirmiş, şimdi kesik kesik geliyor sesi, biraz cızırtılı.
Bozulacak bu, az kaldı bir gün eskilikten küt edip gidecek, bin parçaya ayrılacak, at bunu, yenisini alırız, hem artık gramofon kullanan mı kaldı, sen de MP3 çalardan, bilgisayardan filan dinle artık ne dinleyeceksen, derdik. Bozulmaz bozulmaz, derdi anneannem, başka da bir şey söylemezdi.
Upuzun ince boynu paslanmış biraz, rengi de atmış. O gençliğini taşımıyor artık, görkemini, güzelliğini. Göze hoş görünmüyor. Geçenler görse çirkin derler buna, “ne biçim şey bu, çöpten mi çıkardınız?” Çiçek gibi açılmış ağzındaki ince işleme, süslemelerin de şekli kaymış, ne oldukları belli olmuyor, çıkıklar gibi gözüküyorlar. Tozlanmış boğazından çıkan sesler yıllardır sigara kullanan yaşlı bir adamın kap kalın sesini andırıyor, her çalışında ağızdan öksürükle tozlar püskürerek. Evdeki tek tük diskler de çalınmaktan mükemmelliğini, pürüzsüzlüğünü yitirmiş, ölümün eşiğinde. İncecik, narin dokunuşlarla çiçekler, kenar süslemeleri oyulmuş kutusu ise kırılmış, yaşlılığa direnircesine de kırıldığı çizgilerden bantlanmış hâlâ hayattaydı. Bütün bu kusurlara rağmen laf söyletmezdi megafonuna anneannem. Onun gözünde eşsizdi de ondan: Ne anılar barındırıyordu içinde bir bilsek. Sanki her çaldığı şarkı eskiden kalma bir hatırayı canlandırıyordu onun gözünde. Şarkıları dinlerken gözleri uzaklara giderdi hep, hayaller kurardı, duymazdı bizi.
Arızalı bir gramofon, çalıyor eski bir şarkıyı. Anneannemin en sevdiği şarkıyı.
Her bir şarkı çalışında gramofondan çıkan ses daha da kulak çınlatıcı bir hâl alırdı, daha şarkının nakaratına gelmeden tahammül edemeyip ayrılırdık o odadan çoğunlukla, şarkı bitinceye kadar da gelmezdik. Ama o, her defasında biraz daha keyifle dinlerdi çalan şarkıyı, bıkmadan usanmadan baştan başlatırdı başka odadan biri “Yeter” diye bağırana kadar. Kimse bağırmasa sanki o şarkıyı tekrar tekrar dinleyecekti sonsuza dek veya işte ya gramofonun ya da onun kalbi durana dek.
Duraydık keşke o odada, hiç ayrılmayaydık yanından. Bağırmayaydık keşke, “Yeter” diye. Neden bağırırdık ki? Niye? Anlamıyorduk ki çünkü, anlayamazdık. Çocuktuk daha.
O günün geleceği belliydi zaten, ama içten içe gelmesini istemezdik de o günün, iyiydi ya böyle. Bozulmazdı gramofon, bozulmazdı. O öyle derdi.
Ama o gün, sanki bizi cezalandırır gibi, kalbimizde gramofonun tozlu ama boş rafını gördükçe bir burukluk, boşluk, hayıflanma yaratır gibi, serçe parmağındaki kaşıntı gibi bir gün geldi. Ya gramofonun ya da onun kalbi durdu.
Arızalı bir gramofon çalıyor, yağmurlu bir günde, eski bir şarkıyı. Onun en sevdiği şarkıyı. Yalvarıyorum şarkı bitmesin diye. Kulağa en güzel müzikten güzel geliyor nedense bu sefer. Nedense siyah giyinmiş herkes. Yağmur yağıyor, nedense. Arızalı bir gramofon çalıyor yağmurlu bir günde. Bir daha asla çalmamak üzere.
Naz Esmer
Görsel: https://tinyurl.com/y5g9p8lg



Comments