KÜÇÜK İNSANIN BÜYÜK TRAJEDİSİ: Arthur Miller’ın “Satıcının Ölümü” Eseri Üzerine İnceleme
‘Tragedya’ kelimesi ilk olarak Antik Yunanlılarda trajik dram oyunlarında görülmüştür ve ana karakter olan ‘trajik kahramanın’ kendi yaptığı seçimler sonucu kendi çöküşünü hazırlamasını konu alır. Burada bahsedilen karakter her yönüyle iyidir, sıradandır ve bir ‘kaderinin’ olmasını beklemeyen bir kimsedir (yani basittir; çalışır, ailesine bakar, yaşlanır ve ölür). Hâlbuki kader demek, onu bekleyen karmaşık olaylar dizisi demektir. Bu yüzden de başına gelen talihsiz olaylar dizisi tamamen kendi davranışlarının sonucudur. Trajedilerde kadere, ahlak, töre ve geleneklere değer verilir. Trajedinin maksadının “insanın acılarının ifade edilerek seyircilerin ruhunda korku ve merhamet uyandırılması” olduğu kabul edilmektedir. Trajediler, korku ve acıma hislerini uyandırarak insanları kötü duygularından arındırmayı amaçlayan bir tiyatro türü olarak kullanılmıştır. Trajedilerde iç içe girmiş karmaşık olaylar bulunmaz. Ayrıntıya girmeden tek bir olay şeklinde kurgulanır. Arthur Miller’ın “ Satıcının Ölümü” adlı tiyatrosunda da Yunan trajedisinden esintiler görmekteyiz. “Satıcının Ölümü” her yönüyle sıradan ve basit bir insan olan ana karakter Willy Loman’ın hayatını ve yaptığı yanlış seçimler sonucu dünyasının yavaş yavaş çöküşünü konu almaktadır. Willy bir satıcıdır ve Amerika’nın her yerini dolaşmaktadır. Ancak bir sorun vardır; O artık çok yaşlıdır ve yayan olarak bu satışları kaldıramayacak durumdadır. Willy’nin karısı Linda onu her zaman desteklemektedir, ayrıca iki tane çocuğu vardır; Biff ve Happy. Ne zaman ki çocukları Willy’nin yüzüne gerçekleri vurmaya başlar, işte o zaman Willy’nin dünyası ve değerleri çatırdamaya başlar.
Arthur Miller, bugünün tragedyasını getirmek isteyen bir yazardır. Küçük adamın acısını, onun trajik yanını toplumsal koşullar içinde inceler. Yazara göre, tragedya, insanın kendi kendini adil bir yolda değerlendirmeye zorlamasındaki sonuçtan doğar. Miller'ın oyunlarında, insanın toplumun içinde verdiği onurlu bir yaşam savaşı ve bu uğurda ölümü bile göze alışı vardır. İnsanın dramı maddi değerlere karşı açtığı savaşta ortaya çıkar. Küçültülen ve yok sayılan insan, toplumda bir yeri, bir işi, bir değeri olsun istemekte, insanca yaşamanın yolunu aramaktadır. Bir nesne gibi değil de, bir insan olarak değerlendirilmek için kendini kurban etmeye hazırdır. Willy Loman küçük bir insandır. Bir satıcıdır ama yaptığı işi çok önemli görmektedir ve bu işten vazgeçemez. Oysaki ailesinin içinde bulunduğu kriz durumunu bu işle çözemeyecektir.
“İşte, liseden sonra altı yedi yıl geçirdim başarmak için. Paketlemeci olarak (satıcı olarak) bir işten ötekine. Sefil bir varoluş biçimi. Yazın kavurucu sabahları metroya binmek. Bütün ömrünü depodaki malları saymaya, ya da telefon etmeye, ya da alıp satmaya adamak. Bütün isteğin üstün çıplak dışarıda olmakken iki hafta tatil yapmak için yılın elli ayında sürünmek. Üstelik, yanındakini hep geçmek zorundasındır. Başka yapacak bir şey de yoktur – bir gelecek kurmak için.” (bkz. Sayfa 16)
Bu alıntıda ise Biff her şeyin boş olduğunu söylüyor. Willy’ nin ve diğerlerinin içinde bulundukları rüyadan en erken uyanan Biff’ tir. O, Willy’ nin onun için planladığı hayatı yaşamak istemez. Willy’ i de kendi rüyasından uyanması için sürekli uyarır ancak Willy onu dinlemez ve kendi sonunu hazırlar. Onun için satıcılık bir adamın sahip olabileceği en onurlu meslektir ve bundan bir türlü vazgeçemez. Burada aynı zamanda Willy’ nin bu mesleği nasıl yücelttiğini (ailesinin ve Charley’nin uyarılarına rağmen) ve mitleştirdiğini görüyoruz. Öyle ki Willy efsanevi David Singleman’ den bile böyle bahseder.
“Ya evet, babam yıllarca Alaska’da yaşadı. Maceracı bir adamdı. Bizim ailedekilerin önemli bir özelliği kendilerine duydukları güvendir. Ağabeyim ile gidebileceğimi ve babamın nerede olduğunu tespit edebileceğimi düşündüm ve belki dedim patronla kuzeyde yerleşebilirim. Parker House’da bir satıcı ile karşılaştığımda neredeyse kararımı vermiştim gitmeye. Adı Dave Singleman’dı. Seksen dört yaşındaydı ve otuz bir eyalette satış yapıyordu. Yaşlı Dave, odasına çıkar, ayağına yeşil kadife terliklerinigiyer –hiç unutmam— telefonu eline alır ve alıcıları arardı, odasından hiç çıkmadan, seksen dört yaşında, geçimini sağlardı. Bunu görünce satıcılığın bir adamın isteyeceği en müthiş kariyer olduğunu anladım. Çünkü seksen dört yaşındasın, yirmi ya da otuz değişik kente gidebiliyorsun, ahizeyi kaldırıyorsun ve bir dolu değişik insan seni hatırlıyor, seni seviyor, sana yardım ediyor. Bundan daha tatmin edici ne olabilir? Biliyor musun? Öldüğünde –ha bu arada ölümü bir satıcının ölümüydü, yeşil kadife terlikleri ayağında, Boston’a giden New York, New Haven, Hartford treninin tütün içenlere mahsus kompartmanında—öldüğünde, yüzlerce satıcı ve alıcı cenazesinde hazır bulundu. Bundan sonra birçok trende aylarca hüzün hakim oldu.” (bkz.sayfa 70) Bu alıntıda ise Willy ilk defa bir satıcının ölümünden bahsetmiştir. Burada Willy’nin içinde bulunduğu zor koşullarda varoluş mücadelesini görmekteyiz. Willy küçük bir adam olmak istemiyor, David gibi önemli bir satıcı olmak istiyor. Bu da Willy’nin kendini sürekli değerlendirmesine eski günleri hatırladıkça şu andan acı duymasına neden olmaktadır. Willy ailesi için önemli bir yaşam mücadelesi vermektedir ve kitabın sonlarına doğru bu yaşam mücadelesi sonlanmaktadır.
İşte tam da bu mücadeleden doğar trajedi. Willy’ nin mücadelesi onu seçim yapmaya sürüklemektedir. Bu seçimde ise en önemli etken çocuklarının iyi bir yaşam kurması isteğidir. Willy çoğu kez patronuyla iş değişikliği konusunu konuşmak ister ama patron güçlü olan olduğu için Willy’ i ezer. Willy’nin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri de budur. Güçsüzün güçlü tarafından ezilmesi… Bütün bu etkenler Willy’ yi kitabın sonunda alacağı dramatik karara hazırlar. Charley, Willy’nin en yakın arkadaşı, çoğu kez Willy’ nin gözünü açmaya çalışır, satıcılık artık eskisi gibi değil, Willy artık uyanmalı…
“ Bu dünyada elindeki tek varlık satabildiğindir. Komik olan şey de satıcısın ama bunu bilmiyorsun.” (bkz. Sayfa 85). Biff’in de Willy üzerinde yaptığı baskıların artmasıyla Willy’nin sonunun başlangıcını hazırlar.
Kitabın sonlarına doğru, Willy’nin Ben ile ilgili görmeye başladığı halüsinasyonlar artmaya başlar. Ağabeyi Ben de Biff gibi Willy’ yi azarlar ve onu maceracı olamamakla suçlar. Willy bütün bu yükün altında ezildiğini hissetmeye başlamıştır artık. Geçmişte yaptığı bütün hatalar, yanlış seçimler bir bir gözünün önüne gelir. İlk olarak Biff’in üniversiteyi bitirememesinden kendini suçlu tutar, karısını aldattığı için o ‘kadının’ hayaleti peşini bırakmaz ve son olarak da ailesini maddi açıdan yüzüstü bıraktığını düşünmektedir. Bütün bunlar birleşince Willy o dramatik kararı almak zorunda kalır ve çöküşünü resmen hazırlar. Bu kararı alacağı ise okuyucuya önceden hissettirilir.
“Düşünsene. Ömür boyu çalışıp, bir evin borcunu öde. Sonunda senin olsun, ama içinde oturacak kimse bulunmasın.” (bkz. Sayfa 9 ) Willy bunu daha oyunun başından dile getirmiştir. Bu da bizim trajik kahramanımızın aslında ne kadar umutsuz olduğunu ve kendi onurlu trajedisinde ölümü bile göze alacağının ipuçları verilmiştir.
Trajedi başlangıçta sıradan ve iyi olan trajik kahramanın yaptığı seçimlerle kendi çöküşünü hazırlamasıdır. Çoğu trajedi bir amaca hizmet eden onurlu bir ölümle sonuçlanır. Tıpkı basit bir satıcı olan Willy Loman’ın ölümü gibi. O hayatı boyunca çok sevilen bir satıcı olmak için çalışmış, insanların bir selamını paraya tercih eden bir adamdır. Toplumda varoluş mücadelesinde yaptığı bir küçük seçim sonucu ailesine yardım etmek isterken aslında onları nasıl hayal kırıklığına uğrattığı küçük bir adamdır Willy… Ama hayır, Willy’nin ölümü asla saçma ya da gereksiz değildir. O kendini ailesi sigortadan para alabilsin, Biff hayallerini gerçekleştirebilsin diye öldürmüştür. Bu gerçekten de çok onurlu bir ölümdür. Artık sahip olduğu tüm değerlerin çöktüğünü yani artık diğer eyaletlerde onu kimsenin tanımadığını gören Willy yaptığı bu son dramatik seçimle dünyasının çöktüğünü doğrulamıştır. Kendi sonunu kendi hazırlamıştır Willy… Çünkü onu seven bir ailesi olmasına rağmen Willy satıcılık mesleğini hakkıyla yerine getiremediğini düşünüp ölüsünün dirisinden daha değerli olacağına kanaat getirmiştir. Cenazesinin ise David Singleman ’ınki gibi olacağının hayalini kurar. Böylece Willy’nin yolculuğu ‘ben nerede yanlış yaptım?’ sorusu ile son bulur. Bu sonun ironikliğini ise karısı Linda ve Charley çok güzel açıklamıştır;
“Willy bir satıcıydı. Ve bir satıcı için hayatın sonu yoktur. Bazı şeyleri bilmez. Kanunları anlatamaz size, ya da ilaç veremez. Oraya uzağa, bilinmeze bir gülümseme ve bir çift cilalı ayakkabı ile sürer atını. Ve onlar ona geri gülümsemeyince –bu bir depremdir. Ve şanın karalanır ve bitersin. Bu adamı kimse suçlayamaz. Bir satıcı hayal etmek zorundadır evlat. Satıcının kendi bölgesinin kuralıdır bu.” (bkz. Charley sayfa 124)
“ Bağışla beni canım. Ağlayamıyorum. Neden olduğunu bilmiyorum ama ağlayamıyorum. Anlayamıyorum, neden bunu yaparsın ki? Yardım et ban Willy, ağlayamıyorum. Sanki sen sadece yeni bir seyahate çıktın. Seni her an bekliyorum.Neden yaptın Willy? Evin son taksitini bugün ödedim. Bugün canım. Ama artık evde kimse olmayacak. Özgür ve borçsuzuz.” (bkz Linda sayfa 125). Burada aynı zamanda dönemin esaret duygusunu da borç kavramıyla somutlaştırmıştır Miller. Ona göre bu sadece Willy’nin çöküşüne yardımcı başka bir etkendir.
Sebam Sarıoglu
Image: Miller, Arthur, Satıcının Ölümü, 2.basım, İstanbul, Mitos-boyut,2014 basımı.




Comments